• July 7
  • 11 dakika okuma süresi
  • Dinle

Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu - 2:
Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluktan Aklanması: İbra

Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu - 2:

Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluktan Aklanması: İbra

İbra kararı, yönetim kurulu üyelerine ilişkin olarak genel kurul tarafından verilen en kritik kararlardan biridir. Genel kurul, ibra ile yönetim kurulu üyelerinin ilgili hesap dönemi boyunca yaptıkları işlemlerin hukuki ve iktisadi açıdan uygunluğuna karar verir. Böylece ortaklığın dava hakkı düşer. Buna istinaden, ibra kararının borcu kaldıran bir “menfi borç ikrarı” olduğu kabul edilir.

Ne var ki ibra, aslında yönetim kurulu üyeleri tarafından yapılan her türlü eylem ve işlemi kapsamaz. Bu açıdan ibranın kapsamı dışında kalan hususlar açısından sorumluluk devam eder.

Ayrıca geçerli bir ibra kararı, hukuki sonuçları bakımından sorumluluk davasının taraf sıfatına etki edebileceği gibi zamanaşımı sürelerinin farklılık göstermesine de neden olabilir. Bu nedenle, ibra sonrası sorumluluk davası açılırken davacının taraf sıfatının veya geçerli olan zamanaşımı sürelerinin uygulamada tereddüt yarattığı görülmektedir.

Bu yazıda yönetim kurulu üyelerinin ibra kararının usulü, sonuçları, iptali ve geçerli bir ibra kararının sorumluluk davasına etkileri tartışılmıştır. 

I. İbra Kararının Usulü

A. Genel Kurulda İbra Kararı Alınması: Açık İbra

Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik md. 13’e göre yönetim kurulu üyelerinin ibrası olağan genel kurul toplantısının zorunlu gündem maddesidir. Bununla birlikte ibra kararının olağanüstü genel kurulda alınmasına da bir engel yoktur.

Genel kurulun ibra kararı, organ olarak yönetim kuruluna değil kişisel olarak yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi sonucu doğurur. Çoğu genel kurul toplantısında “yönetim kurulunun ibrası” ibaresi kullanılsa da aslında bu her bir yönetim kurulu üyesinin tek tek ibrası anlamına gelir. Bu kapsamda genel kurul dilerse yönetim kurulu üyelerinin bir kısmını ibra ederken bazılarını ibranın dışında bırakabileceği gibi ibra kararını süre ve işlem yönünden de sınırlandırılabilir. Ancak uygulamada çoğu zaman genel ibra kararları ile karşılaşılır.

İbra kararı için kanunlarda özel bir nisap öngörülmemiştir. Buna göre ibra kararı, esas sözleşmede daha ağır bir nisap düzenlenmedikçe,  sermayenin en az dörtte birini karşılayan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplandığı genel kurulda oyların çoğunluğu ile alınabilir.

B. Bilançonun Onaylanması: Örtülü İbra

Yönetim kurulu üyelerinin ibrası yukarıda açıklandığı gibi açık bir ibra kararı ile alınabileceği gibi zımni [örtülü ibra] şekilde de gerçekleşebilir [TTK md. 424]. Buna göre, hesap dönemine ait bilançonun genel kurulda onaylanmasıyla yönetim kurulu üyeleri dolaylı olarak ibra edilmiş olur. Ancak genel kurulda açıkça bilançonun onaylanmasının ibra anlamına gelmeyeceğine ilişkin kararın şerh düşülmesi halinde bu sonuç doğmaz.

C. Yönetim Kurulu Üyelerinin İbra Kararı Oylamasında Oydan Yoksunluğu

Aynı zamanda pay sahibi olan yönetim kurulu üyesi, genel kurulda ibra kararının oylamasına katılamaz [TTK md. 436 f.2]. Bu durumda pay sahipliği sıfatı gereği genel kurulda oy hakkı, menfaat çatışması sebebiyle geçici olarak askıya alınır. Keza yönetim kurulu üyelerinin aralarındaki menfaat ortaklığı nedeniyle diğer üyelerin de ibra oylamasında da oy hakları bulunmadığı kabul edilir. Bu durum, -oydan yoksunluk- kimi hallerde yönetim kurulu üyesinin ibrasını hukuken mümkün olmaktan çıkartır. Örneğin, tek pay sahipli bir şirkette, yönetim kurulu üyesi tek pay sahibi olan kişi ile aynı ise, bu halde tek pay sahibi yönetim kurulu üyesinin genel kurulda ibra edilmesi mümkün değildir. Zira tek pay sahibi kendisine ilişkin ibra oylamasında oy kullanamaz.

Finansal tabloların onaylanmasına ilişkin karar oya açıldığında da < örtülü ibra anlamına geldiğinden > kural olarak yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksunluğu bulunur. Ancak genel kurulda bilançonun onaylanması ve ibra kararı ayrı ayrı alınıyor ya da bilanço onaylanırken ibra anlamına gelmeyeceğine ilişkin açık şerh düşülüyorsa bu durumda oydan yoksunluk söz konusu olmaz. Zira artık bilançonun onaylanması vasıtasıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumluluktan ibrası gerçekleşmez.

II. İbra Kararının Maddi Kapsamı

İbra kararının < açık ve örtülü olması fark etmeksizin > genel kurulun bilgisi dahilinde olan, genel kurulca bilinebilecek konu ve işlemler ile sınırlı olduğu kabul edilir. Genel kurulun bilmediği ve bilme imkanına sahip olmadığı hususlar ibra kararının maddi sınırlarının dışında kalır.[1] Yine örtülü ibrada, bilanço hiç veya gereği gibi belirtilmeyen ya da şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa onama, ibra etkisi doğurmaz [TTK md. 424]. Ancak bu durumda bilançoyu hazırlayanın bilinçli şekilde hareket etmiş olması şartı aranır.

III. Finansal Tablolar Görüşülmeden İbra Kararı Verilebilir Mi?

Finansal tablolar görüşülmeden ibra kararının verilip verilemeyeceği hususunda iki görüş bulunmaktadır. İlk görüş, kanunda böyle bir zorunluluktan bahsedilmediğini, zira finansal tabloların görüşülmesi ile ibra kararı arasında bir bağlantı bulunmadığını savunur. Diğer görüşe göre ise finansal tablolar ile ibra kararı arasında güçlü bir ilişki vardır ve finansal tablolar ibra kararının temelini oluşturur. Bu çerçevede, geçerli bir ibra kararı için finansal tabloların görüşülmesi gerekir.

Yargıtay’ın özellikle son yıllarda verdiği kararlarda ibranın geçerliliği bakımından finansal tabloların müzakeresini bir ön şart olarak görmesi dikkat çekicidir. [Örn.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, T. 28.01.2019 ve E. 2016/3941, K.2019/183 sayılı kararı]

Gerçekten de bilanço, finansal tablolar ve ibra birbiriyle sıkı ilişki içindedirler. Bu kapsamda, azlığın finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuları bir ay erteleme talebi [TTK md. 420 f.1] halinde ibra kararının da ertelenmesi gerekir. [TTK md. 413 f.3]. Aksi halde, alınan ibra kararlarının hukuka aykırı olması iddiası gündeme gelebilir.

IV. İbra Geri Alınabilir mi?

İbra kararının genel kurul tarafından geri alınamayacağı açıkça düzenlenmiştir [TTK md. 558 f.1]. İbra kararları yönetim kurulu üyeleri üzerinde yenilik doğuran bir hak olarak karşı tarafa ulaştığı anda sonuç doğurur ve geçmişe yönelik olarak geri alınamaz. Ne var ki < özellikle ibranın etkisi başlıklı TTK md. 558’in de saklı tutmasıyla > ibra kararının alındığı genel kurula ilişkin iptal davası açılmasına bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle TTK md. 446’da iptal davası açmaya yetkili kimseler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan ibra kararının alındığı genel kurul aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 [üç] ay içinde dava açabilirler.             

V. İbra Kararının Sorumluluk Davasına Etkileri

A. Pay Sahipleri ve Alacaklıların Dava Hakkı Bakımından Etkisi

Yönetim kurulu üyelerinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde sorumlulukları doğar. Böyle bir durumda yönetim kurulu üyeleri, anonim ortaklığın, pay sahiplerinin ve [iflas halinde] alacaklıların sorumluluk davası riskiyle karşı karşıya kalır. Yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ve sorumluluk davasına ilişkin ayrıntılı bilgi için “Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu” yazımızı inceleyebilirsiniz.

Borcu sona erdiren bir sebep olarak ibra, ilgili hesap dönemine ilişkin anonim ortaklığın dava açarak tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırır. Ancak sorumluluk davalarında taraf sıfatını haiz pay sahipleri ve alacaklıların < kanundan doğan sınırlamalar dahilinde > doğrudan veya yansıma zarar sebebiyle dava açma hakları devam eder. Şöyle ki pay sahiplerinin ve alacaklıların sorumluluk davası açma hakları ikincil olmayıp şirketin dava açma hakkından bağımsızdır. Özellikle alacaklıların dava açma hakkının ibradan etkilenmeyeceğine şüphe yoktur.

Pay sahiplerinin dava hakkı ise, ortaklık faaliyetleri çerçevesinde sorumluluğun ibrası ile pay sahibinin doğrudan maruz bırakıldığı zarar arasında bağlantı bulunmaması nedeniyle doğrudan zararlar bakımından etkilenmez. Dolaylı zararlar açısından ise genel kurulun ibra kararı, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır [TTK md. 558 f.2]. Zaten ibra kararı lehine oy kullanan bir ortağın dava açma hakkını kullanması dürüstlük kuralına aykırı kabul edilmelidir. Ancak irade sakatlığının bulunduğu hallerde pay sahibi bu hususu ispatlayarak sorumluluk davası açabilir. Böylelikle ibra kararına karşı aleyhe oy kullanan veya toplantıya katılmayan ortak açısından dava açma hakkı devam eder. Ancak bu ihtimalde aşağıda izah edilen zamanaşımı süresine dikkat edilmelidir.

B. Zamanaşımına Etkisi

Yönetim kurulu üyelerinin, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde sorumluluk davası riski ile karşı karşıya kalırlar. Böyle bir sorumluluk davasında zamanaşımı süresi davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren 2 [iki] ve her durumda zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 5 [beş] yıldır [TTK md. 560].  Geçerli bir ibra kararının bulunduğu durumlarda ise yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası ikame ederken gözetilmesi gereken süre farklıdır: ibra kararına katılmayan pay sahiplerinin dava hakkı ibra tarihinden itibaren 6 [altı] ay geçmesiyle düşer [TTK md. 558 f.2]. Dolayısıyla, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası yöneltmeyi planlayan pay sahipleri söz konusu iş ve eylemleri kapsayan bir ibra kararı bulunup bulunmadığına ve böyle bir karar var ise dava süresinin kısalacağına dikkat etmelidirler.

VI. Değerlendirme

Böylece usulüne uygun şekilde, bilanço ve finansal tablolar görüşülerek alınan ibra kararları yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluktan kurtarır. Ancak unutulmamalıdır ki ibranın kapsamı ancak genel kurulun bilgisine sunulan eylem ve işlemler ile sınırlıdır. Kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve/veya  dürüstlük kuralına aykırı olarak alınan ibra kararları iptal edilme riski ile karşı karşıyadırlar.

 

[1] AKDAĞ GÜNEY, Necla, “Anonim Şirket Yönetim Kurulu”, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2010, s. 421